HOŞGELDİNİZ......... SİTEDE KEYİFLİ VAKİT GEÇİRMENİZ DİLEĞİYLE.... Photobucket

HAYALLERİN PEŞİNDE..

27/2/2009 · Kategori: YAZARLAR VE DOSYALAR

Sıla Tekin imzalı yepyeni bir roman daha..(not: Sıla Tekin yazarımızın takma adıdır)

            HAYALLERİN PEŞİNDE

 

 

Kötü Bir Süpriz

 

Sıcak bir yaz sabahıydı. Selina, daha uykusundan yeni uyanmıştı. Üzerinde pembe pijamasıyla, aşağı kata inmek için terliklerini aradı. Odası, kendisine yetecek kadar büyüktü, hatta bundan biraz fazlaydı. 17 yaşındaki bir kıza göre, bayağı bir topluydu. Kestane renkli yatak başlığının üzerindeki oymalar, insanı hayrete düşürecek kadar güzeldi. Yatak başlığının üzerinde, çeşitli çiçekler, çocuk-melek şeklinde resimler tasvir edilmişti. Çarşafı ve yorganıysa, zaten renk cümbüşü içerisindeydi.  Bu odanın, sanatçı ruhlu birine ait olduğu hemen anlaşılıyordu. Yerdeki İran halısı, odaya ayrı bir egzotiklik vermişti. Halının her bir deseninde Selina’yı mümkün bulmak mümkündü. Adeta, o ve odası bütünleşmişti.  Selina, şimdi odasında dört dönerken, aslında ne kadar güzel bir odası olduğunu fark ediyordu. İlk döşediğinde de, aynı hayranlıkla bakmıştı odasına ama, her güzel şey gibi, odasının güzelliğini de bir süre sonra fark edemez olmuştu.  ‘Gene hayallere daldın Selina, terliğini bulmalısın’ dedi kendi kendine. Ve tekrar odanın içinde fır dönmeye başladı. O sırada aklına, kedisi Cornelia geldi. En yakın arkadaşının ismi de Cornelia idi ve bu yüzden aralarında hep tartışma çıkıyordu. Arkadaşı bunu, kendine yapılmış bir saygısızlık olarak görüyordu. Oysa, Selina kedisini Cornelia’yla tanışmadan çok önce almıştı ve adını, televizyonda gördüğü ünlü manken Cornelia Prats’dan etkilenerek koymuştu.  Zaten Selina’nın arkadaşları hep kibar İngiliz lordlarının kızlarıydı ve genelde iyi de olsalar, tekelinde hep aynı kalacaklardı: Alıngan ve şımarık. O sırada, oymalı kapı hafifçe itildi ve içeriye gayet tombul, bembeyaz tüyleriyle, tüy yumağını andıran bir kedi girdi. Kedinin ağzında, Selina’nın aramaktan bitap düştüğü, pofuduk terlikleri vardı. Selina, hemen kedisinin yanına gitti ve hışımla terlikleri ağzından aldı. Yatağa oturup, terliklerini ayağına geçirirken, Cornelia’ya ya doğru, kızgın bir bakış fırlattı. Kedi, uysalca yalandı. Ardından Selina, nin yanına gitti ve işaret parmağını ona doğru sallayarak, kızgın bir ifadeyle’ Bu yaptığın çok yanlış Corn. Sen bir kedisin, köpek değil. Ayrıca, zaten yeterince tüylüsün ve fazladan birkaç tüy daha yutmana göz yumamam,’dedi. Ama, kedi hiçbir şey olmamış gibi yalanmayı sürdürünce, Selina sinirlendi ve tombul kedisini koltuğununaltına kıstırdı.Kedi, biraz debelenir gibi oldu ama sonra kendini Selina’nın kollarına bıraktı. Selina, onun bu halini görünce biraz yumuşar gibi oldu. Yere doğru eğilerek, Corn’u bıraktı. Corn,  cezasının bitttiğini anlayınca,    merdivenlerden aşağıya doğru zıplayarak inmeye başladı. Selina, gülerek onu takip etti. Evlerinin muazzam büyüklükte bir merdivenleri   vardı. Evin ikinci katının doğu ve batı yakasındaki merdivenleri birleşerek, ortak bir noktada buluşuyordu; bu da merdivenlerin balo salonu merdivenini andırmasına sebep oluyordu.  Mermer basamakların beyazlığı, her zaman Selina’yı büyülenmesine sebep oluyordu. Hatta, merdivenleri her inişinde, kendini Sindrella gibi hissediyordu. Özellikle de parti zamanlerı. Yavaş yavaş merdivenleri indikten sonra, sağ tarafa ilerleyen Selina, şöminenin karşısına kurulmuş masayı görünce gülümsemekten kendini alamadı. Bu sıcakta hala şöminenin karşısında kahvaltı etmekte ısrar ediyorlardı. Aslında, şömineyi yaktıkları yoktu ama, Selina nedense şöminenin karşısında yemek yediklerinde sıcak bastığını hissediyordu. Eşyaların her zaman yerine getirmek zorunda oldukları görevleri olduğunu düşündüğü için, şöminenin karşısında durmak onun için ısınmak demekti. Aynı zamana, buzdolabının ve birçok dondurucu aletin bulunduğu mutfağa girmekte, onun için kuzey kutbuna girmekle eşdeğerdi. Normalden fazla bir soğukluk hissediyordu mutfakta. Bu yüzden, genellikle odasına kapanırdı. Odası, her şeyiyle onun için muntazam bir sığınaktı. Her eşyayı kendisi seçmişti, her şeyi kendi yerleştirip dekore etmişti, bu yüzden odasıyla arasında hep bir bağ vardı.Odası onun için, hiçbir zaman ne sıcak ne soğuk olmuştu. Hep ılık gibiydi. Yaz aylarında bile, sıcaklığı fazla hissetmezdi. Selina, başını sallayarak, keşke odamda yaşayabilsem,  diye düşündü. Tabloları ve O….. Ama, hayalleri kısa bir bağırışla kesildi. ‘Selina, kızım gelmiyor musun?’

Ah annem, diyerek iç çekti ve yürümeye devam etti. Sonunda, şöminenin önündeki kahvaltı masasına gelmişti. Meşe ağacından yapılma sandalyelere oturmak, içine bir tür ferahlık vermişti. Genellikle, şöminenin karşısında plastik sandalye tercih ederlerdi. Selina, bunu hiç anlayamazdı. Çünkü, annesi bunun modayla ilgili bir şey olduğundan bahsetmişti. Hiç anlamazdı modadan. Hizmetçiler, önüne içinde biraz pancake, biraz zeytin, biraz da peynir ve reçelin bulunduğu kahvaltısını ve çayını koydular. Selina, fincanın kulpundan tutarak, fincanı yukarıya kaldırır ve  camdan yapılmış fincama onaylar bir ifadeyle bakar: ‘Olmuş.’ Bunun ardından, bekleyen hizmetçi artık mutfağa   gitmekte bir sakınca olmadığını düşünerek, masanın çevresinden ayrıldı. Selina’nın tam karşısında babası, onun yanında da annesi vardı. İkisi de ciddi bir biçimde kahvaltı ediyorlardı. Bir ara, salama uzandığında annesiyle göz göze geldi. Annesi, huzursuz edecek biçimde ciddiydi. Birden cesaretini topladı ve gözlerini anne ve babasına dikti:

-Neler oluyor? Dedi.

Anne ve babası, şaşkın bir biçimde önce kendi aralarında bakıştılar. Havaya uzun bir sessizlik hakim oldu. En sonunda annesi, derin bir nefes aldı ve kayıtsızca  yemeğini yemeyi sürdürdü:

-Bir şey olduğu yok kızım.

Selina, bu sefer babasına baktı. Bakışları o kadar kararlıydı ki, babası annesinden yardım istemek için, annesini dürtmek zorunda kalmıştı. Annesi, başını yemekten kaldırdı ve:

-Bak kızım, diye söze başladı.

Selina, nihayet bir şey öğrenecek olmasıyla   ferahlamıştı.

-Biz babanla düşündük taşındık ve seni otellerimizden birine stajer olarak göndermeye karar verdik.

İlk bakışta zararsız gibi görünen teklif, aslında Selina’nın resimden ve konservatuardan vazgeçmesi demekti. Ve Selina, bunu yapmalarına asla izin vermeyecekti:

-Anne, bu bir tür şaka mı? Diye söze başladı. Yavaş yavaş kararlılığı yüzüne yayılıyordu. Benim konservatuarda okumak istediğimi biliyorsunuz ve bir hafta sonra da 18 yaşına gireceğim. Böylece, hep istediğim gibi resim dalında çalışmalar yapabileceğim. Şimdi neden böyle bir öneride bulunduğunuzu anlayamadım, dedi.Sesi soğuk ve kayıtsızdı.

Bu yüzden, annesi biraz daha katı olması gerektiğini fark etti. Tam söze girecekken babası onu durdurdu:

-Bak Selina, dedi babası. Küçüklüğünden beri sanata olan ilginin farkındayız. Biz seni her zaman destekledik. Ama, dediğin gibi artık üniversite çağına girdin ve biz senin ne idüğü belirsiz sanat maceralarıyla zaman kaybetmeni istemiyoruz. Bu yüzden bir an önce işleri kavramalısın. Önce üniversite de işletme okursun, sonra da işimizi devralırsın. Daha sonra işine alışıp iyi bir yönetici olursun ve hobi olarakta resim yaparsın. Hatta, ileriki yaşlarda konservatuara girmen için bir sakınca görmüyoruz, dimi hayatım? Dedi karısına.

Selina, resmen şok geçiriyordu ve bunu bir an önce atlatmalıyı, aksi takdirde hayatının dizginlerini kaptıracaktı. O resmi bir hobi olarak görmüyordu. Onun için resim, bir yaşam biçimiydi. Kendi yaşamının ana unsuruydu. Yavaş yavaş kendine geldi ve olabildiğince soğuk bir sesle:

-Ama ben öyle düşünmüyorum baba, dedi. Siz işlerinizi nasıl isterseniz öyle yürütün, ama ben  resim yapmakta ve konservatuar okumakta ısrar ediyorum. Bu yüzden, hayallerinizi erteleyen siz olacaksınız, dedi öfkeyle. Ardından sandalyesinden kalktı ve:

- Bir ay sonra da İtalya’ya gidiyorum, buna engel olamayacaksınız,dedi.

Hızlı adımlarla merdivenleri çıktı. Bir yandan da, gözlerinden yağmur gibi süzülen yaşları siliyordu.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Arkadasina Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« <


Simli Meyveler
href="http://www.blogcu.com/cimcime05/">